Kentsel dönüşüm üzerine(1): Kavramsal giriş

Ali H.Neccar | Pt, 20/11/2006 - 02:00
  • Arttır
  • Eksilt
  • Normal

Kentsel Dönüşüm, son günlerde sadece akademik literatürde değil, gazete ve televizyonlarda artık sıkça rastladığımız bir kavram haline gelmeye başladı. Bu yazının amacı son günlerde çıkması beklenen kentsel dönüşüm ile ilgili yasa tasarısıyla kentsel dönüşümün temel felsefi argümanını ilişkilendirmeye çalışılacaktır.

İlk önce dönüşüm kavramın ne olduğunu açıklayalım; dönüşümün sözlük anlamı ‘bir biçimden diğerine geçmek’** olarak tanımlanmaktadır. Dönüşümün özelliği kendiliğinden bir çizgi izlemesidir. Yani çeşitli koşullar arasında çok yönlü ilişkiler çerçevesinde herhangi bir şeyin şekil veya biçim değiştirmesidir.

Yani belli bir sosyal,kültürel ve ekonomik olanın mekanla çok boyutlu ilişkisi sonucu iç ve dış dinamiklerin etkileşimidir dönüşüm. Şu anda yapılmakta olan proje çalışmaları sadece mekana ve mekanın ekonomik boyutuna göndermede bulunmaktadır.

Şimdi Kentsel Dönüşümün ortaya çıkış nedenlerini ve uygulama örneklerini kısaca incelemeye çalışalım:

Kentsel Dönüşüm Projelerinin Ortaya Çıkış Nedenleri

 

 

Kentsel Dönüşümün bilimsel literatüre girmesiyle ilgili iki önemli kavramsal kategoriyi sayabiliriz: Postmodernizm ve Küreselleşme.

Bu konuları ayrıntılı bir şekilde açıklamanın gereksiz olduğunu düşüldüğünden bu kavramlarla ilgili konumuzu ilgilendiren yönden kısa açıklama yapmanın daha uygun olduğunu düşünülmektedir. Bu iki kavramsal kategorinin kente olan bakışını ele alacağız. Ayrıntılı bir inceleme ancak başka bir incelemenin konusu olabilir.

Postmodernizm, kente bütüncül bakmaz onun yerine modernizmin baktığı kente bütüncül olarak değil bir çok kent parçacıkları olarak bakar. Postmodernizme göre Kent, parçalardan oluşan bir kolajdır.Kente bilimsel bakış yerini kişinin zevk,estetik ve psikolojisini yönlendiren tasarımcılık almıştır. Kentteki herkesin kendini ifade etmek olarak mekanda bu farklılığı yansıtan özgün ve değişik tasarım biçimleri almıştır.Kentte toplum değil toplumu oluşturan cemaatçi bakış açısı vardır. Postmodernistlere göre kenti oluşturan toplum değildir.(Zaten böyle bir şey söz konusu olsaydı kente bütüncül yaklaşmaları gerekirdi.) Kenti cemaatler ve topluluk (Bunlar etnik,dinsel topluluk ya da cemaatlerdir) oluşturduğundan, topluluk kendi zevkine ve istediğine kendi kent parçacığını biçimlendirecektir. Bunun da en önemli aracı kentsel tasarım adı altında projeciliktir. Burada topluluk kendi çıkarı açısından bakmaktadır. Kentin diğer parçacıkları onu ilgilendirmemektedir. Postmodernist kentin bireyi atomistik, bencildir. Kentler parçalanmıştır. Kent sadece dışarısıyla değil içerisiyle de parçalanmıştır.Kentliler arasındaki ilişki dayanışmacı değil ayrışmaya dayalıdır.

Küreselleşme, günlük yaşantımızda onun sık kullanılan başka kavram yoktur herhalde. Burada Küreselleşmenin çok boyutlu penceresinden bakmak yerine onun kent özelinde ne gibi etkileri olduğunu kavramaya çalışacağız.

Küreselleşme, Kapitalist sistemin 1973 Petrol Kriziyle beraber yapısal krizinin aşılmasında bir noktaya kadar yardımcı olmuş bir argümandır. Özünde finans piyasasının ve bunla ilişkili çok uluslu sermayenin ulusal devlet sınırlarını aşarak rahatça gezinen finans kapitaldir. İş piyasasının esnekleştirilmesi de bunun diğer bir görüntüsüdür.

Küreselleşme kente bir alınıp satılabilen bir meta olarak bakmaktadır. Kentler kullanım değerinin değil değişim değerinin odaklandığı yerler olmuştur. Küreselleşmecilerin iddiasına göre kentler küreselleşmenin motor gücü olacaklardır. Önemli olan kentlerin yarışmacı üstünlüklerini kullanarak sermayeyi kendilerine çekmeleridir.Bu çağ kentler arasında yarışmanın çağıdır. Kentler de sermayenin yoğunlaştığı birim olmaktadır.

Dikkat edilirse bu akım da kente ekonomik bir meta olarak bakmaktadır. Bu anlayışa göre önemli olan kentsel topraklardan çok kar elde etmektir. Bu tutum günümüz kapitalizmin gelişim evresiyle son derece uyumludur. Çünkü amaç kar olunca kentte yaşayan alt sınıfların sosyal,kültürel ve siyasal yaşamları onu ilgilendirmemektedir. Küreselleşme sürecinde dışarıya açılan kentlerde uluslar arası sermayeyle bütünleşen yeni bir burjuvazi doğmuş ve eski geleneksel ilişkilere bağlı kalmış olan diğer burjuva bloku arasında rekabet başlamıştır.

Kentsel Dönüşüm Projeleri

 

 

Kentsel Dönüşüm projelerini dünyada uygulanan örnekleri incelediğimizde , bunları dörde ayırabiliriz:

İlk olarak, çağın gerisinde kalmış üretim ilişkileri ve biçimlerini kullanan sanayi dallarının oluşturduğu kentleri görüyoruz. Bu sanayi dallarına demir çelik sanayisi gibi tek bir sektöre bağımlı sanayi kentlerini de sayabiliriz.

Sorun sadece üretim ilişkileri ve üretim biçimlerinin değişmesiyle birlikte daha çok, çok uluslu sermayenin emeğin ucuz olduğu sendikal etkinliğin olmadığı yerlere yatırım yapmak istemeleridir. Bu da bu kentlerin daha da gerilemesine yol açmaktadır. Giderek bu kentler işsizliğin,dışlanmışlığın ve belki de en önemlisi yabancı düşmanlığın(ırkçılık diye okuyun) en çok yoğunlaştığı yerler olmuştur. Kentler gittikçe çöküntü alanları haline gelmiştir.

Kentsel dönüşüm projeleri, kamunun çöküntü alanlarını yeniden yapılandırma için önemli bir araç konumuna gelmiştir.Bunun en bilinen örneği Almanya’daki Ruhr Havzasında yapılan kentsel dönüşüm projeleridir. Eski fabrikalar müze olurken, fabrika arazisi park olmuştur.

İkinci olarak tarihsel yapıların yoğun olarak yer aldığı bölgelerin yeniden yapılanmasında kentsel dönüşüm projelerinin kullanılmasını görüyoruz. Modernizmin ve onun getirdiği yaşama koşulları giderek tarihsel bölgelerin terk edilmesine ya da yok edilmesine yol açmaktadır.Diğer yandan kentsel rantın en çoğa çıkarıldığı yerlere yakın olması tarihsel dokunun yıpranmasına ve yok olmasına yol açmaktadır. Kamusal politikalar ve kentlilerin davranışları bu alanlarda kullanım değerinin değil değişim değerinin hüküm sürmesine neden olmaktadır. Bu alanlarda değer artışının yanı sıra yakın çevresini de etkileyerek dışsal ekonomiler yaratmaktadır.

Kentsel Dönüşüm Projeleri bu alanlarda gerek kamu gerek kamu-özel işbirliği ile gerekse de özel girişimler sonucunda oluşturulmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, Kentsel dönüşüm projeleri ağırlıklı olarak kamu öncülüğünde gerçekleşmektedir.

Bu alanlarda yapılan kentsel dönüşüm projeleri fiziksel mekana aşırı vurgu yapması ve değişim değerine öncelik vermesi eleştiri konusu olmuştur. Diğer bir eleştiri de bu alanlardaki yeniden yapılandırma sonucu burada ve yakın çevrede yaşayanlar giderek kent dışına doğru itilmekte ve giderek dışlanmaktadır. Bundan dolayı kentsel dönüşüm projeleri kentin ve kentlinin sosyo-ekonomik, kültürel ve psikolojik koşullarını düşünmeden fiziksel mekâna ağırlık vermesini eleştirmektedir.

Üçüncü olarak özellikle yoğun göç sonucu oluşmuş gecekondu alanlarında kentsel dönüşüm projelerinin uygulandığını görüyoruz. Buna slumları ve gettoları da dâhil edebiliriz. Kentler bilindiği gibi doğuşundan bu yana göçe sahne olmaktadır. Bunların bir kısmı iş için bir kısmı da çeşitli siyasal olaylardan dolayı olmuştur.

Bu bölgeler genellikle altyapısız sağlık koşullarının son derece yetersiz olduğu yerlerdir. Diğer yandan buralarda işsizlik oranları da son derece yüksektir Burada enformel ilişkiler hakim hale gelmiştir.

Bu bölgelerde yaşayan insanlar kendilerini dışlanmış hissetmektedirler. Bu yerler giderek çöküntü alanları haline gelmektedir.

Kentsel Dönüşüm projeleri bu yerlerin kentle bütünleşmesini ve buradaki toprakların akılcı ve doğru kullanımı iddiasıyla devreye girmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz tarihsel bölgeyle ilgili eleştiriler burada da geçerlidir. Bu bölge kentsel dönüşüm projeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılarak değer artışı yaratılmaktadır. Burada yaşayanlar ya kentin başka bölümlerine taşınacak ya da kentin daha da dışında yeni bir gecekondu alanı oluşacaktır.Çünkü bu insanların burada oturma şansı neredeyse yok gibidir. Burada yaşayanlar kendilerini katmerli dışlanmışlıkla baş başa bulacaklardır. Yüksek rant buraya sermayeyi çekecektir. Bu rant çevresini de etkileyeceğinden bu durum dışsal ekonomilerini yaratacaktır.

Dördüncü olarak da doğal afete uğramış veya uğrayabilecek olan yerlerdeki kentsel dönüşüm projeleri. Burada amaç risk alanı içerisinde yer almış olan yerleşimleri doğal afete uğramış olsun olmasın o alana uygun olarak dönüştürülmesidir. Örneğin depremde zarar görmüş bir kenti ele alalım , bu kent verimli tarım alanlarının üzerinde ve alüvyal zeminde yerleşmiş olsun. Bu kenti yerleştiği alan riskli alan olduğundan tekrar bu afetin tekrarlama olasılığı yüksek olduğundan başka bir yere taşınması söz konusu olsun. Riskli alanda bulunan yerde ya yeşil alan ya da açık hava müzesi olarak tasarlanacaktır. Tasarım işi kamu tarafından yapıldığından bu örnekteki kentsel dönüşümü ender olarak rastlamaktayız.

Kent içinde riskli alan olduğunda ise durum daha farklıdır. Buralar genellikle yeşil alan olarak düzenlenir ve burada yaşayanlar kentin başka yerlerine yerleştirilirler. Ancak her iki durumunda yine kendi dışsal ekonomilerini yaratırlar. Kentin yeniden tasarlanmasında genellikle kamu özel sektöre bunu yaptırmaktadır. Özel sektörün amacını karlılık olduğu düşünüldüğünde, yeniden tasarlanan kentin ne kadar kentte yaşayanlar için yapıldığı, onlara uygun olup olmadığı, bilimsel ilkelere uyulup uyulmadığı soru işareti olarak kafalarda yer almaktadır.

Sonuç

 

 

Bu kısa değerlendirme yazısını kısaca özetlersek, Kentsel Dönüşüm son zamanlarda moda olan ve sıkça telaffuz edilen kentler yarışmasının önemli bir aracı konumunda bulunmaktadır. Fiziksel mekâna aşırı vurgu ve değişim değerinin baskınlığı en önemli özelliğidir.

Kentsel Dönüşüm projesinin yapıldığı yere yapılan müdahale sadece fiziksel değil çok yönlü etkileri olduğu unutulmamalıdır. Kentsel dönüşüm projeleri kentin sosyal, kültürel ve psikolojik çok yönlü ilişkilerini görmezden gelmekte fiziksel mekâna estetik ve sermaye mantığıyla bakmaktadır.

Kentsel dönüşüm, kente neo-liberal bakışının mekandaki izdüşümüdür. Kentler giderek parçalanmaya ve çelişkilerin derinleştiği alanlar haline gelmektedir. Bu ayrım çizgisi etnik ve dini kimliklerle ifade bulabilen sınıfsal ayrımdır. Kent, sermaye mantığıyla biçimlendirilip dönüştürülürken kentte yaşayanlar öteki konumuna itilerek dışlanmaktadırlar.Neo liberalizm kentte yeni kent yoksulları üretirken, onların yaşadığı yerleri meta haline indirgeyerek dışlanmayı arttırmaktadırlar.

Dünya kenti sloganıyla yapılan mekansal düzenlemeler, o şehrin insanı için değil yüzer gezer sermayeye çekmek için yapılmaktadır.Son yıllarda bir çok Büyükşehir belediyelerinin yayınların da görmeye artık alıştığımız dünya kenti sloganı ile kentsel dönüşümün felsefesi üst üste çakışmaktadır.Bu sloganın yaşama geçirilmesinin en önemli aracı kentsel dönüşüm projeleridir.Sevda Tepesi hakkında yapılan tartışmalar bu çerçevede düşünülmelidir.

Kentsel dönüşüm kentin belli başlı sorunlarını çözme iddiasıyla ortaya çıkmasına karşın kentin belli başlı sorunlarını geçici bir süreliğine de azaltacağına büsbütün yapısal sorunları daha da arttırmaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse kentsel dönüşüm projelerinin tamamen sermaye mantığıyla değişim değerine vurgu yapmaktadır. Kente neo-liberal biçimlendirmenin bir aracıdır kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşüm projeleri sonucu kentlerde yeni bir burjuvazi ve orta sınıf yükselmekte ve eski egemen blokla olan ilişkileri gerginleşmektedir. Çünkü aralarındaki rekabet artmakta ve kentin biçimlendirmede elde edilen karlara ulaşmakta güçlük çekmektedirler. Kentler parçalanmakta etnik,dinsel çelişkiler giderek taşınmaz hale gelmektedir. Alt sınıflar kentte dışlanmakta daha önce yaşadığı alanlar yeni yükselen burjuvazi tarafından yağmalanmakta ve mülksüzleştirilmektedir.

Kentsel dönüşüm, uluslararası sermaye için kenti daha uygun hale getirmenin altyapısını hazırlayan bir araçtır. Bu yönüyle kentle uğraşan herkesi kentsel dönüşümün hakim felsefesine ve uygulamalarına karşı çıkmak gerekiyor. Hep birlikte kentlerin gerçek sahipleriyle beraber mücadele etmeye çağırıyorum. Kazanımlar toplumsal mücadelelerle olduğunu unutmamalıyız. Akademizmin sığ, kısır dünyasını terk edip gerçek yaşamla bütünleşen stratejiler ortaya konulmalıdır. Üniversite ortamındaki bilimsel cemaatçilik parçalanmadan toplumda hakim olan cemaatçilik parçalanamaz. Bilim salonlarda, kapalı kapılar ardında üretilmez. Gerçek hayatla temas halinde olursa üretilir ve kalıcı olur.

* Şehir Plancısı

 

** Büyük Larousse Ansiklopedik Sözlük c.7,s.3358,1993